Her dönemin kendine özgü, onu karakterize eden bir yanı var. İçinde yaşadığımız dönemi öncekilerden ayıran en büyük vasfı “görüntü”nün egemenliği, belirleyici olması. “Yaşadığımız çağda insanları ikna etmek için görüntüden daha iyi bir silah yok” dense yeridir.

Bu nedenle görselliğin ve videonun önemini kimse yadsıyamıyor. Artık insanlar okumaktan çok videonun etkisine bırakıyorlar kendilerini. Markalar da bu gerçeği fark etmiş olmalılar ki daha çok kitleye ve etkili bir biçimde ulaşmak için videonun itici gücüne giderek daha çok sığınıyorlar. İrili ufaklı pek çok şirket, ikna süreçlerinde tılsımlı kelimeler bulmaya çalışmıyor. Kendilerini doğrudan anlatan görüntünün gücünü kullanıyorlar.

Çağımız insanının en önemli özelliği hiç vaktinin olmaması!… Hele hele okumaya, araştırmaya hiç mi hiç vakti yok. İnsanların internette, sosyal mecralarda yazılı metinlerden çok videolarla muhatap olması, ilgilenmesi görüntü/video kültürünün fazlasıyla etkisinde olduğumuzun da bariz bir göstergesi.

ZAMANIN RUHU

Öyleyse Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Madem ki kalabalık kitlelere ulaşmanın en etkili ve basit yolu bugün için görüntü/videodan geçiyor, o zaman bu enstrümanı akıllıca kullanmak zamanın ruhuna uygun hareket etmek anlamına geliyor.

Firmalar sadece tanıtım filmleriyle yetinmiyorlar. Markaların/şirketlerin sosyal medya hesapları onların ticari hacimlerini arttırmak için stratejik kalelere dönüşmüş durumda. Sosyal medya hesapları doğrudan satış için en ön cephede konumlandırılıyor.

Ve sosyal medya hesaplarından paylaşılan videoların sayısı, paylaşım sıklığı ise dikkatlerden kaçmıyor.

Marka ve şirketlere düşen belli bir strateji doğrultusunda görüntüyü kendi hedefleri için akıllıca kullanmak. Çünkü bugün artık biliyoruz ki mesajı kitlelere eskiden olduğu gibi kelimeler değil amaca uygun kurgulanmış görüntüler taşıyor.